Bir yaş daha azaldın..

Akıp gidiyor sanırdım günleri.. bir mermer çeşmeden akan su misali…

yanılmışım..

döküllüyormuş yaprak yaprak… apayrı dallardan..

ve kuruyormuş her bir ağacı ömrün..

Bakıyorsun bir gün..

yalnızca bir ağaç kalmış… dökülüyor son yaprakları…

üzülmeyeceksin. çünkü yapabileceğin hiç bir şey yok… hiçkimsenin yok…

bu yüzden bağlanma o kadar hayata.. sarılma o kadar başarılarına…

ve arkasından bakma başarısızlıklarının…

üzüntülerinin… ve sevinçlerinin…

sadece mutluluk beklemiyor seni… acılar da var sırada… dayanılmaz acılar…

doğrulmayacak bir gün belin.. tutmayacak ayakların…

sızlayıp duracak her bir yanın..

bilirsin ki her ne kadar küçük bir çocuk gibi hissetsen de kendini… bırakır ellerini yaşam….

sadece anılar kalır geride.. gitgide silikleşen anılar….

Hatırlar mısın mesela…. ağlayarak geldiğinde bu dünyaya…karlı ve  ıssız bir dağ köyünde Anadolu’nun..

“Müjde bir oğlunuz oldu!” diye haykırdığında ebe kadın…

sevinçten çığlıkları yankılanmıştı babanın..

çünkü biricik oğluydun onun… 

seni kucağına aldığı ilk gün demişlerdi.. iyi ki doğdun..

o yok şimdi.. son yaprağını döktü ömrünün…

ne kalıyor ki?

tıpkı sen doğduğunda tüm sancıları geride bıraktığın gibi..

hayatta yaşanan herşeyin geride kaldığını ıspatladığın gibi…

bugün de geride bırakıyorsun… her doğum gününde olduğu gibi… üzüntüleri.. ayrılıkları…acıları.. gösyaşlarını…ve tüm kırgınlıkları..

geride bırakıyorsun bir kez daha… başlayabilmek için yenilerine..

ve unutman da gerekmiyor..

üstü damlayan küçük kerpiç odadaki hasta annene duyuramadığın çığlıklarını..

o sensin.. eski önlüğüyle saatlerce yürüyen küçük çocuk..

burdasın..

ve bir yaş daha azaldın..

8 Mart 2012

Hakan Zengin

Bir yanıt yazın