Fotoğraf çekebilmek için önce görmesini bilmelisin.
Sadece gözlerinle değil.
Yüreğinle ve beyninle…
Görebilmelisin..
Bir şiir ya da kompozisyon yazdığını düşünmelisin.
Balzac’ın tasvirleri gibi nice detayı barındırmalı içinde.
Sadece şunu düşünmelisin;
Çektiğin şey dünyanın en mükemmeli ve o an bir daha geri dönülemeyecek bir an..
Ve o fotoğraf bir tür acizliği barındırmalı içinde.
Ne kadar mükemmel bir açı ve ışık yakalasan da o fotoğrafa bakana; “ben sadece bir anı çektim ve ben daha fazlasını yapamadım” demeli.
Fotoğrafa bakan herkes duygu ve düşünce okyanusuna serbest bir düşüş yapmalı. Sınırsızca…Her bakışında yeni hazlar yaşamalısın. ve demelisin ki; “bu yaşıyor!”
Dalgaların kıyasıya dövdüğü kıyıdaki bir tekneyi çekerken mesela zamanın bir sonbahar bitişi olduğunu ve o teknenin bahara kadar yaşacağı yalnızlığını yansıtabilmelisin..
Okul çıkışı minik bir çocuğu çekerken mesela, çocuğun annesini özlemini ve içindeki dayanılmaz açlığı ve heyecanı gösterebilirsin..
Veya sonbaharda ağaçların dökülen yapraklarını çekerken ötelerden farklı renklerdeki yaprakları da getirip koyabilirsin..
Dedim ya fotoğraf çekmek herşeyi olduğu gibi çekmek değildir.. Bir kompozisyon oluşturabilirsin..
Çünkü bu senin kompozisyonun, bu senin şiirin..
Bilmelisin ki hiç bir teknoloji duygu eklemez fotoğrafa.
Duygu ne sende ne de çektiğin şeydedir. Duygu seninle çektiğin şey arasındaki bağdadır…
Sevdiğin biri var karşında mesela… ve sen onu o kadar çok seviyorsun ki….
ve fotoğrafını çekmek istiyorsun..
Bakarsın.. bakarsın.. ve beklersin bir süre..
Denklanşöre bastığın anda anlarsın…
aslında sen fotoğraf çekmiyorsun…
sen aslında bir şiir yazıyorsun..
ve asla bitmiyor….
Hakan Zengin

