bir çoban… koyunlarını otlatmaktadır.
bir gün şehre yolu düşer. Koyunlarını şehir dışında bırakır.
Şehre devam eder. Girişte büyük bir ev görür.
Bu kimin? der. Şehrin şairinin, derler.
Bu güne kadar hiç duymadığı;şehrin şairini merak eder.
Biraz daha yaklaşır şehre. Girişte dev gibi bir heykel vardır.
Bu kim? der. Şehrin şairi, derler.
Merakı iyice artar.davullar, zurnalar.. bir bayram havası var.
Düğün mü, bayram mı var? der. Hayır! Şehrin şairi geliyor derler.
Çobanın gözünde şair devleşir. Daha da meraklanır.
Bu şair nasıl biri ki? diye düşünerek koyunlarının yanına gelir.
Güneş batmak üzeredir.
Yaşlı, gözleri görmeyen, yürümekten aciz bir adam dolaşmaktadır orada.
Sen kimsin? Der, çoban. Ben şehrin şairiyim,der.
Çobanın şaşkınlığı daha da artar.
Ben, güçlü, kuvvetliyim,taşı sıksam suyunu çıkarırım,beni kimse tanımıyor;
Senin malın, mülkün, her şeyin var,sana niçin bu kadar önem veriyorlar, der.
Bilmem, der şair ama cevap çobanın aklına yatmaz.
Bu arada ay doğmuş; dolunay yavaş yavaş yükselmiştir.
Sınav yapalım, der şair. Çoban kabul eder.
Ay’ı işaret ederek; ne görüyorsun? der.
Çoban da; parlak ay’ı gördüğünü söyler. Şimdi gözlerini kapave aya bak, der.
Ne gördüğünü? Sorar.Çoban, karanlıkta hiç bir şeygörmedeiğini, söyler.
Aynı soruları sen bana sor. der.Çoban, ay’ı işaret ederek;ne gördüğünü? Sorar.
Şairin gözleri, görme yetisini yitirdiğinden? Ay’ı belli belirsiz gördüğünü söyler.
Çoban; gözlerini kapa ve ay’a bak,ne gördüğünü söyle? der.
Şair, gözlerini kapar, ay’a bakar; Ay’ı olduğundan daha parlakgörüyorum, der.
Çobanın şaşkınlığı üzerine;işte aramızdaki fark bu…
insanlar bunun için beni baş tacı ediyor, der…

