her insan tükenir…

bin bir emekle yetişir oysa insan… 

doğumundan itibaren.. öncesinde de nice emekler.. tanışmalar.. nişan, düğün…

o heyecan dolu anlar..ilk çığlığı, ilk emişi, ilk parmaklarına sarılışı, ilk adımı…

hepsi biter bir gün.. 

çoğu zaman kimseler olmaz yanında nedense.. bir kanepede birazcık sıcak basar, yahut bir üşüme ve titreme ve sonrasında hafif bir uyku. 

zili çalarlar belki bir gün belki de bir kaç gün sonra. 

açılmayınca zorla açılan kapı sonrasında geride bırakılan soğuk ve katı bir bedendir hayat..

işte bu kadar basit. bitti, gitti.. 

gerçekten biter mi insan? gün gelir de gider mi? 

herkese ayrılan bir süre var.. hepimizin ne kadar olduğunu bilmediği ama kesin olarak biteceğini bildiği bir zamanı var.

bu öyle bir şey ki, çocukken hiç geçmeyen, gençken hiç bitmeyen..

oysa ne yaparsak yapalım akıp gider zaman.. tıpkı mermer bir çeşmeden akan su misali.

ilk teklemede birazcık anlar insan o suyu sebil edip etmediğini..

bozuk bir para gibi harcayıp harcamadığını..

o zaman anlar insan.. bir gelecek yoktur artık.. sadece geçmiş vardır onun için. 

zaman hayatın tek ve gerçek hammaddesidir.

“insan küçük kainattır” derler..
bu yüzden aslında ne yaşıyorsak herşeyi içimizde yaşıyoruz, dışa yansıyan sadece zahiri bir görüntü sadece..
tıpkı bir ressamın resmine kendini koyamadığı gibi sadece eserlerimizi bırakabiliyoruz bu dünyaya…
hiç kimse kendini bu yüzden bırakamıyor dünyaya..
ve bu yüzden yaşadığımız her an asla silinmeyecek bir tuvaldeki bir resmin bir kısmını çiziyoruz…
ve bu resmi ancak ve ancak öldüğümüz an görebiliyoruz..
işte bu yüzden yaşadığımız her an önemlidir ve bu silinmez portrenin bir çizgisi çizilmektedir…
işte bu yüzden aldığımız her nefesi her ne kadar matematik olarak eşitlesek te hakikatte eşitleyemeyiz.


-Hakan Zengin-

Bir yanıt yazın